ABD

Trump Cumhuriyetçilerle Yapamadı, Demokratlarla Nasıl Yapacak? Türkiye–ABD İlişkilerinde Yeni Kongre Denklemi

CAATSA ve F-35 dosyaları Cumhuriyetçi Kongre döneminde çözülmedi. Ocak 2027'de Demokrat çoğunlukla başlayacak yeni dönemde Ankara'yı ne bekliyor?

Donald Trump ve Recep Tayyip Erdoğan, Lahey'deki NATO Zirvesi sırasında görüşürken
Trump ve Erdoğan, 24 Haziran 2025, Lahey NATO Zirvesi. Görsel: Beyaz Saray / Wikimedia Commons, kamu malı

Amerika Birleşik Devletleri'nde 3 Kasım'da gerçekleştirilen ara seçimler, Demokrat Parti'nin Kongre'nin iki kanadında da çoğunluğu kazanmasıyla sonuçlandı. Donald Trump başkanlık görevini sürdürürken, Ocak 2027'den itibaren karşısında farklı bir yasama çoğunluğu bulunacak.

Bu değişimin Türkiye açısından nasıl sonuçlar doğuracağını değerlendirebilmek için yalnızca seçim sonuçlarına bakmak yeterli değil.

Çünkü Ankara ile Washington arasında yıllardır çözülemeyen bazı meseleler, ABD'de başkanın siyasi yaklaşımından bağımsız biçimde Kongre'nin yasama ve denetim yetkileriyle doğrudan bağlantılı.

Bunların başında CAATSA yaptırımları ve Türkiye'nin F-35 programına dönüşü bulunuyor.

Üstelik dikkat çekici bir çelişkiyle karşı karşıyayız.

Donald Trump, Cumhuriyetçilerin hem Senato'da hem de Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu elinde bulundurduğu dönemde Türkiye'ye yönelik yaptırımların kaldırılabileceğini ve F-35 satışını değerlendirebileceklerini açıklamıştı.

Ancak bu açıklamalar, Kasım 2026 itibarıyla söz konusu sorunların çözülmesiyle sonuçlanmadı.

Peki Trump, Cumhuriyetçi Kongre döneminde çözemediği Türkiye dosyalarını, Demokratların kontrol edeceği yeni Kongre döneminde nasıl çözebilir?

Bu soruya cevap verebilmek için Türkiye–ABD ilişkilerinde son on yılda yaşanan kırılmalara ve Washington'daki siyasi güç merkezlerine bakmak gerekiyor.

2017–2020: S-400 alımı ilişkileri nasıl değiştirdi?

Türkiye ile ABD arasındaki savunma sanayisi krizinin temelinde Ankara'nın Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın alması bulunuyor.

2017'de S-400 alımına ilişkin anlaşma yapılırken aynı yıl ABD Kongresi CAATSA yasasını kabul etti.

Washington yönetimi, NATO üyesi Türkiye'nin Rus hava savunma sistemine sahip olmasının ittifak güvenliği bakımından risk oluşturduğunu savundu.

Özellikle S-400 sisteminin F-35 uçaklarının özelliklerine ilişkin bilgi toplayabileceği endişesi Amerikan savunma kurumlarının itirazlarının merkezindeydi.

Türkiye ise sistemin ulusal hava savunma ihtiyacını karşılamak amacıyla satın alındığını ve bağımsız şekilde kullanılabileceğini belirtti.

Ankara'nın savunma sistemi tercihiyle Washington'ın teknoloji güvenliği kaygıları arasındaki anlaşmazlık zaman içerisinde siyasi yaptırımlara dönüştü.

2019'da Türkiye F-35 ortak üretim ve tedarik programından çıkarıldı.

2020'de ise dönemin ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Türkiye'nin savunma tedarik kurumuna ve ilgili yetkililere CAATSA kapsamında yaptırım uyguladı.

Burada özellikle hatırlanması gereken nokta şu:

Bugün Türkiye'ye yönelik yaptırımların kaldırılmasından söz eden Trump, söz konusu yaptırımların ilk uygulandığı dönemin de başkanıydı.

Elbette yaptırımların uygulanmasında Kongre'nin oluşturduğu yasal çerçeve önemliydi. Ancak bu durum, Türkiye–ABD ilişkilerindeki savunma krizinin yalnızca Demokrat yönetimlerle açıklanamayacağını da gösteriyor.

2024: F-16'da ilerleme sağlandı, F-35 sorunu devam etti

Türkiye'nin F-35 programından çıkarılmasının ardından savaş uçağı ihtiyacının karşılanması için F-16 tedariki ve modernizasyonu ön plana çıktı.

Ocak 2024'te ABD Dışişleri Bakanlığı, yaklaşık 23 milyar dolar değerindeki F-16 alım ve modernizasyon paketini onaylayarak Kongre'ye bildirdi.

Paket, 40 yeni F-16 Block 70 uçağı ile mevcut uçakların modernizasyonuna ilişkin unsurları kapsıyordu.

Bu süreç, Türkiye ile ABD arasındaki savunma sanayisi ilişkilerinde bazı sorunların diplomatik müzakere yoluyla aşılabildiğini gösterdi.

Ancak F-16 satışındaki ilerleme, Türkiye'nin F-35 programına yeniden kabul edilmesi anlamına gelmiyordu.

İki dosyanın hukuki koşulları ve güvenlik tartışmaları birbirinden farklıydı.

F-35 konusunda S-400 sistemine ilişkin Amerikan yasalarının getirdiği kısıtlamalar devam etti.

Bu ayrım, bugün Türkiye'nin önündeki seçenekleri değerlendirirken de önemli.

Temmuz 2026: Trump olumlu konuştu, Washington'daki engeller kalkmadı

Trump'ın ikinci başkanlık döneminde Türkiye ile ABD arasındaki diplomatik ilişkilerde yeni bir yakınlaşma arayışı ortaya çıktı.

Suriye, İran, Ukrayna ve NATO kapsamındaki iş birliği alanları iki ülkenin ortak çıkarlarını yeniden gündeme taşıdı.

Temmuz 2026'da Trump, Türkiye'ye yönelik yaptırımların kaldırılabileceğini ve F-35 satışının değerlendirilebileceğini açıkladı.

Ancak aynı ay Amerikan Dışişleri Bakanlığı, Kongre'ye gönderdiği açıklamada Türkiye'nin F-35 transferi için gereken yasal koşulları henüz karşılamadığını belirtti.

Bu gelişme önemliydi.

Çünkü Trump'ın siyasi iradesi ile mevcut Amerikan yasalarının getirdiği koşullar arasındaki farkı görünür hale getirdi.

Washington'da başkanın bir ülkeye ilişkin olumlu yaklaşımı, mevcut yasaların ve Kongre denetiminin kendiliğinden ortadan kalkmasını sağlamıyor.

Üstelik anlaşmazlık yalnızca teknik bir savunma sisteminin varlığından ibaret de değil.

Türkiye'nin Rusya ile ilişkileri, Doğu Akdeniz'deki anlaşmazlıklar, İsrail politikası ve insan haklarına ilişkin değerlendirmeler de bazı Kongre üyelerinin Türkiye'ye yaklaşımını etkiliyor.

Washington'daki çıkar grupları: Yunan, Ermeni ve İsrail bağlantısı

Türkiye'nin F-35 programına dönüşüne yönelik itirazlar incelendiğinde, Kongre içindeki bazı siyasi grupların ve çıkar örgütlerinin faaliyetleri dikkat çekiyor.

Temmuz 2026'da Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Dina Titus öncülüğündeki 18 Demokrat milletvekili, Türkiye'nin F-35 programına dönüşünün engellenebilmesi için Kongre liderliğine başvurdu.

Bu girişimde Türkiye'nin Yunanistan, Kıbrıs ve Ermenistan'la ilişkilerine yönelik eleştiriler öne çıktı.

Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) gibi kuruluşlar söz konusu girişimleri kamuoyu önünde destekledi.

Yunan-Amerikan kuruluşlarının da Türkiye'ye yönelik F-35 ve KAAN motoru satışlarına karşı kampanyalar yürüttüğü görüldü.

Ancak bu ilişkileri değerlendirirken dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Amerikan siyasetinde lobicilik faaliyetleri yalnızca Demokrat Parti üzerinden yürütülmüyor.

Türkiye'ye F-35 satışına karşı hazırlanan başka mektuplarda Cumhuriyetçi siyasetçilerin de imzaları bulunuyor.

Benzer şekilde Türkiye'ye yönelik bütün savunma satışlarına itiraz eden tek ve homojen bir siyasi bloktan söz etmek de doğru değil.

İsrail'in Türkiye'nin askerî kapasitesine ilişkin güvenlik değerlendirmeleri de Washington'daki tartışmaların bir parçası. Özellikle Doğu Akdeniz'deki rekabet ve İsrail'in Yunanistan ile geliştirdiği ilişkiler, F-35 satışına yönelik yaklaşımları etkiliyor.

Bununla birlikte İsrail hükümetinin tutumu, Yunan ve Ermeni kuruluşlarının kampanyaları ve Kongre üyelerinin bireysel siyasi tercihleri birbirinden ayrı süreçler.

Bütün itirazların tek bir merkezden yönetildiğini veya yalnızca lobicilik nedeniyle ortaya çıktığını söylemek doğru olmaz.

Burada esas mesele, farklı siyasi çıkarların Amerikan yasaları ve Kongre mekanizmaları üzerinden Türkiye'ye yönelik kararları nasıl etkileyebildiği.

2026 seçimleri: Demokrat çoğunluk neyi değiştirebilir?

3 Kasım seçimlerinde Demokratların Kongre'nin iki kanadında çoğunluğu elde etmesi, Türkiye dosyalarının değerlendirilmesinde yeni bir dönem başlatabilir.

Ancak yeni Kongre 3 Ocak 2027'de görevine başlayacak.

O tarihten itibaren Temsilciler Meclisi'nin komisyon yönetimleri ve Senato'daki siyasi çoğunluk değişecek.

Kongre, savunma satışları ve yaptırımlar konusunda yasama girişimlerinde bulunabilir, mevcut kararların uygulanmasını denetleyebilir ve yönetimden bilgi talep edebilir.

Senato'nun üst düzey atamalar üzerindeki onay yetkisi de Washington'daki siyasi denklemin önemli unsurlarından biri.

Ancak Demokratların Kongre'yi kazanması, Türkiye'ye yönelik yeni yaptırımların otomatik olarak uygulanacağı veya F-35 dosyasının kesin biçimde kapanacağı anlamına gelmiyor.

Çünkü Amerikan Kongresi'nde parti içi görüş ayrılıkları bulunuyor.

Bazı Demokrat ve Cumhuriyetçi senatörler, Türkiye'nin S-400 sorununu çözmesi ve teknoloji güvenliği kaygılarını gidermesi halinde F-35 transferine daha açık bir yaklaşım sergiliyor.

Diğer üyeler ise daha geniş siyasi ve güvenlik gerekçeleriyle Türkiye'ye satışa karşı çıkıyor.

Yeni çoğunluğun Türkiye politikasındaki etkisini belirleyecek faktör, yalnızca hangi partinin Kongre'yi yönettiği değil; hangi somut yasa tekliflerinin, komisyon kararlarının ve savunma satışlarının gündeme geleceği olacak.

KAAN: Türkiye'nin yerli savaş uçağı da Washington'ın gündeminde

Türkiye açısından önümüzdeki dönemin bir diğer önemli savunma sanayisi dosyası KAAN.

Türkiye'nin geliştirdiği millî muharip uçak projesinde Amerikan General Electric F110 motorlarının kullanılması, ABD'nin ihracat izinlerini ve Kongre'deki siyasi tartışmaları önemli hale getiriyor.

Haziran 2026'da Trump yönetiminin 700 milyon doların üzerinde bir motor satışını ilerletmeye hazırlandığı haberleri yayımlandı.

Ancak bu satış girişimine karşı da bazı Kongre üyeleri ve Yunan-Amerikan ile Ermeni-Amerikan kuruluşları itirazlarda bulundu.

Burada F-35 ve KAAN dosyalarını birbirinden ayırmamız gerekiyor.

F-35, Türkiye'nin Amerikan öncülüğündeki ortak savaş uçağı programına yeniden kabul edilmesiyle ilgili.

KAAN ise Türkiye'nin kendi geliştirdiği uçakta kullanılacak motorlar ve bu motorların ihracat izinleriyle ilgili.

Dolayısıyla F-35 programındaki yasal engellerin sürmesi, KAAN motoru satışının da aynı hukuki mekanizmayla otomatik olarak engelleneceği anlamına gelmiyor.

Bu farklılık, Ankara'nın Washington'la yürüttüğü savunma diplomasisini daha karmaşık hale getiriyor.

Türkiye nasıl bir diplomatik yaklaşım izleyebilir?

Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri yalnızca Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Trump'ın kişisel diplomatik ilişkileri üzerinden değerlendirmek yeterli değil.

Liderler arasındaki diyalog, siyasi kararların alınmasını kolaylaştırabilir.

Ancak Amerikan siyasi sistemi, savunma ve dış politika alanında birden fazla karar mekanizması içeriyor.

Beyaz Saray, Dışişleri Bakanlığı, Pentagon ve Kongre farklı yetkilere ve önceliklere sahip.

Bu nedenle Türkiye'nin F-35 ve CAATSA dosyalarında kalıcı bir sonuç elde etmesi, yalnızca başkanlık düzeyindeki görüşmelere değil, mevcut hukuki koşullara ve Kongre'deki siyasi mutabakatın kapsamına da bağlı.

Bir başka deyişle Türkiye'nin önündeki mesele, yalnızca Trump'ın Türkiye'ye olumlu bakıp bakmadığı değil.

Washington'daki farklı güç merkezleriyle sürdürülebilir bir diplomatik zeminin oluşturulup oluşturulamayacağı.

Sonuç: Beyaz Saray'daki dostluk Kongre'deki engelleri aşabilir mi?

3 Kasım 2026 seçimlerinin Türkiye–ABD ilişkileri açısından anlamı, Demokratların Kongre'deki çoğunluğu kazanmasının ötesinde.

Bu sonuç, Washington'da Türkiye'ye ilişkin kararların alınacağı siyasi koşulların değişeceğini gösteriyor.

Ancak F-35 ve CAATSA sorunları yeni değil.

Türkiye'nin 2019'da programdan çıkarılması, 2020'de yaptırımların uygulanması ve 2026'da bu sorunların devam etmesi, anlaşmazlığın farklı Amerikan yönetimlerini aşan yapısal bir boyutu bulunduğunu ortaya koyuyor.

Trump'ın Cumhuriyetçi çoğunluk dönemindeki olumlu açıklamaları bu sorunları çözmeye yetmedi.

Şimdi Demokrat çoğunluk altında aynı dosyaların nasıl ilerleyeceği sorusu gündemde.

Fakat burada geleceğe ilişkin kesin bir sonuç ilan etmek yerine, hangi koşulların değiştiğini doğru değerlendirmek gerekiyor.

Türkiye–ABD ilişkilerinin geleceği yalnızca iki liderin birbirleriyle ne kadar iyi anlaştığına değil, iki ülkenin güvenlik çıkarlarının, hukuki koşulların ve Washington'daki siyasi güç dengelerinin nasıl uzlaştırılacağına bağlı.

Çünkü Amerikan dış politikasını yalnızca Beyaz Saray belirlemiyor.

Washington'da Kongre de konuşuyor.

Araştırma ve metin düzenlemede yapay zekâ desteği kullanılmıştır.